Gelişmeleri Kaçırma Korkusu: FOMO

“Semiha, Betül, Ahmet ve diğer 135 arkadaşın fotoğrafını beğendi.”

Gelişmeleri Kaçırma Korkusu: FOMO

“Semiha, Betül, Ahmet ve diğer 135 arkadaşın fotoğrafını beğendi.”
“Bugün Yusuf ve Yonca’nın doğumgünü. Kendilerine güzel dileklerde bulun!”
“Cep Telefonu”, Ucuz Mallar’da bir ürün paylaştı.
“Kayseri bugün, bu hafta hiç yeni beğenme almadı. Hedef kitlenin etkileşimini artırmak için bir gönderi yayınla.”
“Güncel hareketler: 50 yeni beğenme.”
“Atila, senin gönderine yorum yaptı”
“Psikolog” seni takip etmeye başladı.”
“Facebook arkadaşın Celal, thecrazyboy adıyla instagramda.”
“Neşe’ye mutlu yıllar dile.”
“Berk, profilini görüntüledi.”
Standart bir sosyal medya kullanıcısının her sabah telefonunda görebileceği onlarca mesajdan derlediklerimi yazmaya çalıştım buraya ve bunlar bile yarım saatin nasıl geçtiğini anlamamama yetti. Bu yazıda, gün geçtikçe bizi kendine hapseden sosyal medya ve dijital medya araçlarının zihnimiz, duygularımız ve davranışlarımız üzerindeki etkisinden bahsedeceğim. Bunu yaparken konuyu ve süreci daha iyi anlamak için bir sosyal medya yöneticisi olduğunuz varsayımından da hareketle, durumu çift yönlü analiz etmeye çalışacağım.
Türkçe’ye “gelişmeleri kaçırma korkusu (bundan sonra GKK diye adlandıracağım)” olarak çevrilen FOMO (Fear of Missing Out)’yu, sosyal medya ya da dijital medya araçlarında diğerlerinin yaşamlarında olan biteni takip edememe ve kendimiz ya da başkası hakkındaki gelişmeleri kaçırmaya ilişkin yaşadığımız kaygı olarak ifade etmek mümkün. Bireylerin etrafındaki olan bitene kayıtsız kalamama ve toplumsal olarak kendini bir yere ait hissetme ihtiyacını iyi kullanarak dizayn edilmiş sosyal medya araçlarının bizdeki zihinsel bir oyununu ifade eden bu kaygı, onlarca saatin boş geçmesine, özel hayatın ifşa edilmesine, var olan gerçek sosyal ortamdaki ilişki doyumundan daha ziyade sanal doyum zincirine kapılmaya neden olabilmektedir. Gelin bunu anlamak için bir an için kendimizi facebook yöneticisi yerine koyalım.
Facebook, yaklaşık 355 milyar dolar (paranın büyüklüğünü anlamak için tıklayınız) piyasa değerine sahip, dünya üzerinde 2 milyara yakın kullanıcısı bulunan dev bir sosyal medya aracı. Kabataslak hesap yaptığımızda ülkemizdeki yaklaşık 40 milyon kişinin şu anki mevcut şartlarıyla yaşamlarını devam ettirebilecek ekonomik güce sahip bir ülke gibi. Bu firmanın da en büyük geliri reklama dayanıyor ve sürdürülebilir bir reklam geliri, o sosyal medya aracının kaç kişi tarafından ziyaret edildiği ve aktif kullanıldığıyla doğru orantılı olarak belirleniyor. Siz de bu sosyal medya aracının devasa ofisinde elinizde kahvenizle bilgisayarınızın başına oturmuş, “Acaba bu insanlara ne yapsak da biraz daha fazla kullansalar şunu?” diye fikir üretiyorsunuz. Dikkat edin, “Acaba Berk kiminle geziyor, bir şey paylaştı mı, benim hakkımda biri bir şey yazdı mı sorusu”, madalyonun diğer yüzüne geçtiğinizde “ne yazdırsak da bunu biraz daha fazla kullandırsak ve şu gelirimizi 400 milyar dolara çıkartsak” a evriliyor ve bu hesabı yapan dünyanın en zeki mühendislerinin yer aldığı toplulukla karşı karşıya kalıyoruz. İki dakikalığına da olsa en zeki mühendis olmak bizi mutlu etmiş olabilir ama, terazideki kefelerde ne kazanıp ne kaybettiğimize göz atmadan değerlendirme yapmamak gerek.
Bu kısa empatiden sonra GKK’yi biraz daha anlamak için kavramın diğer yönlerine de temas etmekte fayda olduğu kanaatindeyim. Belki de tam bu noktada acaba neden insanlar gelişmeleri kaçırmak için kaygılanıyor sorusunu gündeme getirmekte fayda var. Bir kişinin bir şeyi kaçırmaktan korkması için o kişinin kaçırdığı şeyden mahrum olmaya ya da o şeyin yoksunluğunu hissetmeye dair bir inancının olması muhtemeldir. Yani bilet aldığınız otobüsü kaçırdığınızda kaçan fırsat büyükse daha çok üzülürsünüz. GKK de de aynı otobüs örneğinde olduğu gibi kaçırdığınız şeylere verdiğiniz önem arttıkça kaçırmamaya ilişkin çabanız da artacaktır. Peki nedir kaçan şeyler? Özenilen hayatlar, trendler, önemli kişilerin önemli yaşamları(!), diğerlerinin tercihleri, eski sevgilinizin sizsiz daha mutlu hayatı, şu anki sevgilinizin hemcinsleriyle olacağı sözünün doğru olup olmadığı(!), hayatını gezerek kazanan bloggerların kaldıkları oteller, Hayri’nin yediği menemen… Çoklukla sosyal medyadaki paylaşımlarla ortaya çıkan, şu anda bir yerlerde heyecanlı veya ilginç bir olay oluyor olabilir kaygısı (Oxford Sözlüğü Tanımıdır) tam da bu hissettiklerimiz.

Gelişmeleri kaçırmayayım derken bağımlı mı oluyorum?

Neredeyse evet. Bağımlılık, bağımlı olduğunuz şey her neyse, onsuz yapamayacağınız anlamına gelmektedir. Yani sosyal medyaya bağımlıysanız, o olmadığında tedirgin olacaksınızdır. Yine aynı şekilde bağımlı insanlar bağımlı oldukları şeye hep aynı dozda bağımlı olmazlar. Günde 1 sigarayla başlayıp birkaç pakete çıkabilirler. Sosyal medya da birkaç dakika ile başlayıp saatlerce tek bir uğraşınız haline gelebilir.
Bağımlılıkla ilgili ayrıştığı noktayı is şöyle açıklamak mümkün: Bağımlı insanların dış çevreyle etkileşimleri azalmaktadır. Fakat GKK’de bu her zaman böyle değil. Çünkü…

GKK (FOMO), Sosyal Medyanın Sosyalleştirdiği İnsan Olamaz mı?

Bu soruya cevap verirken sırat köprüsünde yürüdüğümün farkında olarak cevap vermeye çalışacağım. Zira olayın bu yönünü açıklarken sosyal medyanın mübah olduğu yönündeki eğilimlerin önünü baştan tıkamak gerek. Çünkü bu cümleler bazılarının patolojik sosyal medya kullanımını “aklileştirebilecek” kanıtlar olarak kabul edebileceğinin farkındayım. Zira sosyal medya her zaman da bireyde olumsuz sonuçlar doğurmuyor. Mesela yapılan bir araştırmada sosyal medya kullanıcılarının kariyer basamaklarını daha hızlı tırmandıklarını ve daha geniş bir network (iş ağı diyelim buna) e sahip olduklarından iş hayatında daha iyi sonuçlar alabileceğini de söylüyor.

Peki ne yapmalı?

GKK yaşamamak için elbette alınabilecek önlemler de var. Aşağıda sırlayacağım öneriler, FOMO terimini ortaya atan bilim adamlarının tavsiyelerini içeriyor. İşte öneriler:
Öncelikle, davranış kalıbınızı kırmak için kendinize müdahale edin ve çevrenizdekilerin yardımını isteyin:

  • Eliniz telefona her uzandığında kendinize “Bu gerekli mi?” diye sorun.
  • Çevrenizdekilerden sizi gözlemleyerek uyarmalarını rica edin. (Çünkü çoğu kez hesaplarımıza “huy” geliştirdiğimiz için, farkında bile olmadan giriyoruz.)
  • Sık kullanım konusunda sizi en fazla rahatsız eden sosyal medya hesaplarınızı telefonunuzdan silin. (Bilgisayardan girmek daha zahmetli olacağı için kontrol sıklığınız azalacaktır.)
  • Kendinize setler koyun. “Şu işi bitirmeden telefonumu elime almayacağım.” gibi…
  • Telefonunuzu bulunduğunuz odada uzak bir noktaya koyun.
  • Belirli bir zamanınızı (örneğin bir gün) telefonsuz geçirin ve bunu tekrarlayın.
  • Olaylara ve kişilere bakış açınızı değiştirmek için kendinize telkinde bulunun:
  • Sosyal medyada her gördüğünüzün birebir gerçeği yansıtmadığını bilin.
  • Kendinizi diğer insanlarla kıyaslamayın. Diğerlerinin ne yaşadığını, ne gibi sorunlarla mücadele ettiğini, nelerin eksikliğini hissettiğini bilmiyorsunuz.
  • Herkesin aynı anda her şeye sahip olması mümkün değil. Nelere sahip olmadığınıza değil, nelere sahip olduğunuza odaklanın.
  • Eksikliğini hissettiğiniz şeyleri sosyal medya ile tamamlayamayacağınızın farkına varın.
  • Daha fazla olanın daha iyi olduğu fikrinden vazgeçin. Yaşadıklarınızın niceliği değil, niteliği önemlidir.

…Ve harekete geçin.

  • Sosyal medyada gezinirken kişiler kendilerine sanal bir “andayım” algısı yaratırlar. Gerçek anlamda anda olmak ve an’ı tecrübe etmek için farkındalık egzersizleri yapın.
  • Arkadaşlarınızla, dostlarınızla ya da ailenizle “gerçek” buluşmalar ayarlayın.
  • Keyif alacağınız aktivitelerde yer alın. Başkalarının anılarını izlemek yerine, kendi anılarınızı oluşturun.

Kaynaklar