Kontrol Edilemeyen Duygular

Çoğumuz duygusal iniş çıkışlarımızı kontrol edememekten şikâyet ederiz. Özellikle öfkemizi ya da heyecanımızı kontrol edememek bize birçok ortamda sorun teşkil eder.

PSİKOLOJİYE DAİR…

PSİKOLOG -NAGEHAN ELOĞLU

KONTROL EDİLEMEYEN DUYGULAR

Çoğumuz duygusal iniş çıkışlarımızı kontrol edememekten şikâyet ederiz. Özellikle öfkemizi ya da heyecanımızı kontrol edememek bize birçok ortamda sorun teşkil eder. Aslında konuya hakim olmamıza rağmen sırf kalabalık önünde konuşurken heyecanlandığımız için sessiz kalmak zorunda hissederiz. Ya da haklı olduğumuz konu da öfkemize hakim olamadığımız için haksız durumuna düştüğümüz anlar olur. Bunlar duygularımızı kontrol edemediğimiz anlarda bizi zorda bırakan durumlardır.

Duyguları kontrol altında tutmanın bir yolu düşünceleri kontrol etmeyi öğrenmektir. Olumsuz düşünceler bizi gerekli adımları atmak için gereken kuvvetten yoksun bırakabilir. Fakat olumlu düşünmeyi nasıl öğrenebiliriz ve bu duyguları kontrol etmeye nasıl yardımcı olabilir?

Bunun bir yolu kendimizi mutsuz ya da güvensiz hissetmemize yol açan olumsuz şeyler üzerinde düşünüp kontrolü kaybettiren o olumsuz cümleleri tespit etmektir. Bu cümleler tespit edildiğinde o cümlelerle başa çıkmak için küçük bir savaş başlatmamız gerekecek. Bunu yapmak kolay olmayabilir, ancak kararlı bir şekilde çaba göstererek başarabiliriz.

Hepimiz yeni ya da alışılmadık bir görev aldığında kendimize güvenmediğimiz anlar olmuştur. ‘Bunu yapmak için asla yeterli olamayacağım’ diyip umutsuzluğa kapıldığımız anlar. Fakat olumsuz düşünceleri zihninden çıkararak güvensizlik gibi duyguları kontrol altına alabilmek mümkündür. Zihni, bize verilen işte yeterli hissedecek duruma gelmek üzerinde odaklamalıyız. Kendimize sorular sorup öğrendiğimiz bilgileri lehimize çevirerek kullanmalıyız. Böylece beceriler arttıkça, özgüven de artacaktır.

Zayıflıklarla savaşıp, olumsuz düşüncelerin elimizi kolumuzu bağlamasına ve gelişimi sağlayacak zorlu işleri yapmaktan bizi alıkoymasına izin vermemeliyiz. Kendimizi acımasızca eleştirmeyip olumsuz yanlarımızı gördüğümüz kadar olumlu taraflarımızı da görmeliyiz. “Konuşma yönünden pek yeterli olmasam da, bilgi açısından kesinlikle yetersiz değilim” şeklinde kendimizle ilgili olumlu bakış açılarını da çoğaltmalıyız. Güçlü yanlarımızın farkında olarak ve zayıflıklarımızın üstesinden gelmeliyiz. Kişi kendi olumlu yanlarını da bilirse ne yapıp ne yapamayacağına dair daha gerçekçi bir bakış açısına sahip olur. Kendi yapabildiklerimizle iligili olumsuz bir düşünceye kapıldığımız zamanlarda ise, daha önce başardıklarımız ve elde ettiklerimizi düşünerek kendi kendimizi motive edebilir. Mesela “Üniversite sınavından yeterli puanı alıp bu bölüme yerleşmeyi başardığıma göre final sınavlarım için de gayret edip, çalışıp bu sınavları da halledebilirim.” Şeklinde düşünerek kendi başarılarımızla kendimizi motive etmemiz mümkündür.

Duygularını kontrol etmeye yardım edebilecek başka bir yol da kişinin kendisine makul, gerçekçi hedefler koyması ve sınırlarının farkında olmasıdır. Özellikle kendimizi başkalarıyla insafsızca karşılaştırmaktan, kıyaslamaktan kaçınmalıyız. Her birimiz kendi yaptıklarımızı gözden geçirirsek, o zaman kendimizi başka biriyle karşılaştırarak değil, kendi durumumuza bakarak hedefler belirleyebilir, hayatımızı ona göre yönlendirebiliriz. En sağlıklı olanı da kişinin kendini eski başarılarıyla kıyaslaması ya da kendi performansını baz alarak kendine hedef belirlemesidir.

Duygu kontrolü sırasında öfkeyi denetim altına almak da bir başka zorluk olabilir. Kabul etmek gerekir ki yaşadığımız durumlara bağlı olarak zaman zaman öfkelenmek normaldir. Önemli olan öfkeyi kontrol altına alabilmek ve tepkilerimizi olayla aynı şiddette verebilmektir. Örneğin evde günlük kullanılan su bardağı kırılması ile iş yerine ait bir bilgisayar yere düşüp kırıldığında yaşadığımız öfkenin şiddeti farklıdır. Verilecek tepkinin şiddeti de farklıdır. Su bardağı örneğine bilgisayar kırılmış gibi şiddetli bir tepki vermek, kendi kontrolümüzü kaybetmek ya çevremizdekileri kontrolsüz olduğumuzu fark ettirip korkutmak yaşanması istenmeyen durumlardır. Bize yapılan hata karşısında da öfkelenebiliriz ama tepkimizi nasıl ifade ettiğimizdir dikkat etmemiz gereken nokta. Ezici güç kullanmak, şiddete başvurmak çözüm getirmediği gibi kişiyi ve bulunduğu ortamı kaosa sürükler.

Birileri bizi hayal kırıklığına uğrattığında, önce o kişinin neden böyle davrandığını anlamaya çalışmalıyız. Bizi kasten üzmeye mi çalışıyordu? Acaba düşünmeden ya da bilgisizce davranmış olabilir mi? Bazen olayları taraflı olarak yorumlamamız mümkündür. Kendi bakış açımızla ve içinde bulunduğumuz durumda farklı bir yorum getiremiyor olabiliriz. Bu nedenle sağlıklı ve tarafsız düşündüğüne inandığımız bir yakınımızdan, aile üyemiz ya da arkadaşımızdan olayın bir de objektif bakış açısı ile nasıl göründüğü hakkında fikir alabiliriz.

Peki ya öfkelenmekte haklıysak ne olacak? Eğer durum bizi rahatsız ettiyse mutlaka, konuyu o kişiyle konuşarak çözüme ulaştırmak için adım atmalıyız. Rahatsız eden durum uygun bir üslupla karşı tarafa aktarılmalıdır. Ama konunun o kadar da önemli olmadığını düşünüyorsanız belki de bu konuda yapılacak en iyi şey konuyu zihinde büyütmeden daha çok anlamlandırmadan geçip gitmesine izin vermektir. Diğer bir deyişle öfkenin dinmesine izin verip ve yaşamımıza devam etmektir. Başkalarının hatalarına hoşgörü göstermek merhameti yansıtır ve bu da öfke duygularının yatışmasına yardım eder.

Dikkat edilmelidir ki, öfkeli davranışların üzerinde arkadaşların ya da ailenin de etkisi olabilir. Öfke, öfkeyi doğurur. Saldırganlık ve öfke öğrenilebilen davranış alışkanlıklarıdır. Ve kimse sinirlendiği zaman duvarları ya da koltukları yumruklayarak sakinleşemez. Bu durum kişinin içindeki saldırganlık dürtüsünü harekete geçirir.

Öfkesini kontrol altında tutmak üzere çaba harcayan insanlarla vakit geçirmemiz, özdenetim geliştirmemize yardım edebilir. Diğer insanların sorunlarla nasıl başa çıktıklarını gözlemleyip, olgun ve kullanışlı gelen alışkanlıkları hayatımıza kazandırmak adına adımlar atabilir ve bu konu da yardım isteyebiliriz.