Problemli Kilolarımız Ve Diyet Kaçamaklarımız

Hemen hemen hepimizin uğraş konusu olan ve başa çıkmaya çalıştığımız durum herhalde “kilo”muzdur. Gün içinde yaşanan “fazla yedim, kilo alacağım” korkusu, “bu fazla kilolar nasıl verilecek?” kaygısı hepimizin gündeminde.

Hemen hemen hepimizin uğraş konusu olan ve başa çıkmaya çalıştığımız durum herhalde “kilo”muzdur. Gün içinde yaşanan “fazla yedim, kilo alacağım” korkusu, “bu fazla kilolar nasıl verilecek?” kaygısı hepimizin gündeminde. Bu kaygı ve endişelerle başa çıkmak için de hepimiz hayatımızın bir döneminde diyete girmek ya da yediklerine dikkat etmek gibi tedbirler almışızdır.

Bu yazımda pazartesileri başlanan ve 3 gün sonra son bulan diyetleri, çok çaba göstermemize rağmen bir türlü veremediğimiz kilolarımızdan bahsedeceğim. Diyet davranışını incelemeden önce yemek yeme alışkanlıklarımızı incelemeliyiz. Yemek tüketimimiz ne zaman ve hangi zamanlarda artış gösteriyor, biraz bunun üstünde durmalıyız. Bizler sadece aç olduğumuzda mı yemek yiyoruz? Yemek öğünlerimiz karnımızı doyurmak üzere mi programlanmış? Cevabım hayır. Arkadaşlarla buluştuğumuz zaman, iş ya da okul çıkışı, göz aydınları, düğünler, doğum günleri ve acı günlerimiz olan cenaze günleri de dahil bizler bir çok etkinliğimizin en orta yerine yemek yemeyi yerleştiriyoruz. Gerek kültür, gerekse alışkanlıklardan kaynaklı. Sonuç olarak bizler sadece açlık durumunda değil bir çok alanda yemekle bir araya geliyoruz.

Durum böyle olunca yemek çeşitliliği de artınca bu sefer kilo kavramı ortaya çıkmaya başlıyor. “Ben biraz kilo mu aldım?”, “Ay çok yedim bunu nasıl telafi ederim?” vs vs.. Hal böyle olunca bu sefer diyetlere sarılıyoruz ve öğrendiklerimizi uygulamaya çalışıyoruz. Gün içerinde “şu asla yenmeyecek”, “şu çeşitten az yiyeceksin”, “ikindide şu yenecek”, “akşam bu yenecek” gibi devamlı bir yemek üzerine planlar yapılmaya başlanıyor. Başta her şey güzel giderken yasak yiyecekler zihinde öyle bir kalıyor ki kişi eskiden o kadar istemezken, o yiyecekleri artık aşermeye başlıyor. Akıl da devamlı bir yemek düşüncesi kalıyor. “Akşam ne yiyeceğim”, “bu yediğim fazlalığı ne telafi eder”, “çok mu yedim az mı yedim?”. Durum böyle olunca biz bedeni zayıflatmaya çalışırken fark etmeden ruhu zayıflatıyoruz. Dikkat dağınıklığı, unutkanlık, yemeğe takıntılı, gergin, anksiyeteli, ne yedim ne yemeyeceğim gibi yoksun hissederek, öfke krizleri yaşatarak kişiyi sarsabiliyor.

Bir de acıktığımız da yemek yememiz gerekirken, kişi saatlere göre yemek yemeye başlayınca vücut kıtlık psikolojisine giriyor. Yapılan araştırmalara göre çok katı diyet yapıldığında kişi de yeme takıntısı oluşup tekrar eski kilosundan daha fazla bir kiloya çıkabiliyor. Diyet yap, yemek takıntısı oluştur, sonra sıkıntı ve bunaltı, ardından gelen suçluluk, pişmanlık ve sonrasında ruhun bunalmasıyla beraber tekrar eski kiloya ve hatta daha da artmış bir kiloya geri dönmek kişi de bir kısır döngü oluşturuyor.

Burada gözden kaçan durum şu ki yemek yemek sadece fizyolojik bir şey değil. Ve kilo vermek de sadece beslenme düzenini değiştirmekle alakalı olmayabilir. Söz konusu olan ve bizi etkileyen psikolojik faktörler de vardır. Şöyle düşünelim; yeni doğmuş bir bebek ağladığında ya da huzursuz olduğunda annesi tarafından doyurulursa sakinleşip, bir rahatlama yaşıyor. Yani yemek yeme bizde güven duygusuyla ve iyi olma hissi ile birleşmiş oluyor. Ve bu bizi yetişkin haline geldiğimizde sıkılma ya da bunalma durumda yemek bulma arayışına girdirir. O sıkılmışlık ve bunalmışlık haliyle nasıl başa çıkacağımızı bilmiyorsak, kendimiz için uygun etkinlikleri planlayamıyorsak yemek yiyerek rahatlamak alışkanlık haline geliyor ve ardından da kilolar geliyor.

Yalnızlık, yalnız hissettiğimizde yemekleri kendimize arkadaş yapabiliyoruz. Öfke, birine çok kızdığımız zaman sanki o kişiyi çiğ çiğ yiyormuş gibi hışımla yemeğe sarılıyoruz. Hırsımızı yemekten alıyoruz. Kaygı ya da stres durumunda, iş stresi ya da sınav stresi gibi akut durumlarda kişilerin çoğu yemek yemeye daha çok ihtiyaç duyuyor. Aslında bunun sebebi vücudun o dönemde glikoza daha çok ihtiyacı olması ve yemek yeme ihtiyacının artmasıdır. Ama bilinçli bir tüketim yapmadığımız zaman işin ucu kaçıyor. Yani bizler duygularla başa çıkmak yerine duyguları yemeklerle eşleştiriyoruz. Kısa vadede olumlu hissetsek de uzun vadede sıkıntılar oluşturuyor. Kısa vadede güvende ve iyi hissetmemizi sağlıyor, dikkatimizi dağıtıyor. Sorunlu davranışa odaklanmak yerine bizi konudan uzak bir yere çekiyor. Duygusal yeme, bizim yemek yeme davranışımızı etkileyebiliyor.

Bazı psikolojik rahatsızlıklar da kişinin yemek yeme davranışını arttırabiliyor. Örneğin depresyonda ki kişinin yeme yeme davranışı artabilir. Dürtüsel bozukluğu olanlar dürtülerini yani yemek yeme dürtülerini kontrol edemeyebilirler. Tıkanırcasına yeme bozukluğu olanlar yemek yeme davranışlarını kontrol edemezler. Bunun gibi birden çok psikolojik rahatsızlık kişinin yemek yeme davranışını etkiliyor.

Sonuç olarak diyet davranışı yalnızca yeme düzenini değiştirmekle değişmeyebilir. Değişim için kendimizi hem psikolojik, hem fizyolojik olarak iki yönlü incelemeliyiz. Ancak bu şekilde vücut görünümümüzde ve kilomuzda bir değişim oluşturmamız mümkündür. Psikolojik ve fizyolojik sağlığımızın tam olduğu, sağlıklı yarınlara…