Umut İyileştirir

Korkmak, kaygı duymak elbette doğaldır. Bende korkuyorum ama korkunun beni ele geçirmesine izin vermiyorum.

Son dönem olayları, arka arkaya gelen patlamalar, ne zaman nereden geleceği belli olmayan belanın insana verdiği kaygı, korku ve belirsizlik… Bugünlerde hepimizin yaşadığı, içinde bulunduğumuz durumun kısa özeti budur sanırım.

Korkmak, kaygı duymak elbette doğaldır. Bende korkuyorum ama korkunun beni ele geçirmesine izin vermiyorum. Çünkü korku, er yada geç düşmanca duyguları tetikler. Düşmanca duygular da kutuplaşmayı, ötekileştirmeyi, siz-biz ayrımını getirir. Ötekileştirmek ise bize hiçbir katkıda bulunmayacağı gibi kaos ortamını besler. Benliğimize, topluma, demokrasiye zarar verir. Bunun için ötekileştirmeyip berikileştirmeliyiz.

Terör organlarına, ülkemizde ve milletimize içeriden ve dışarıdan harekete geçen düşmanlara karşı verilebilecek en büyük ceza; inadına korkmamaktır. “Terörize” olmamaktır. Başarmalarına, toplumda bir yıkım oluşturmak için gösterdikleri çabaya ve toplumu bölme çalışmalarına izin vermemektir.

Korkunun panzehiri sevgidir, aidiyettir, birlikteliktir. İyileşmek ve huzur hissetmek için atığımız her adımda kurduğumuz her cümlede sevgi olmalı, şefkat olmalıdır. Kendimizi Türkiye Cumhuriyetine ait hissetmeli, kendimizi bu toplumun bir parçası olarak görmeliyiz. Ve bir sivil olarak bu konuda üzerimize düşeni yapmalı, birbirimize karamsarlık ve umutsuzluk aşılamayıp, umut ve şefkat adına telkinleri, söylemleri çoğaltmalıyız.

Demokrasilerin sağlamlaşması için sivil katılım ve vatandaşların birbirine güveni en kritik faktörlerden biridir. Birbirimize güvenmek, kenetlenmek ve yönetime katılım sağlamak demokrasinin temelidir. Bu nedenle güven yaymaya ve sivil birlikteliğinin bir parçası olmaya çaba göstermeliyiz.

Korkmak başka şey, korkunun bizi ele geçirmesi başka bir şey.. Sevgi ve şefkat dağıtıldığı sürece korku bizi ele geçiremez. Sevebildiğimiz, paylaşabildiğimiz, üretebildiğimiz ve birilerine faydalı işler yapabildiğimiz sürece kolay kolay bizi bir şey dağıtamaz. Benliğimize ve bütünlüğümüze zarar veremez.

Sevmek ve üretmek korkuya ve belirsizliğe karşı en güçlü silahımızdır. Size anlamlı gelen bir şeyler yapmak için adım atın. Uzun zamandır görmek istediğiniz kimse varsa ziyaretine gidin, sesini duymak istediğiniz biri varsa onu arayın. Birine ışık tutun, yol gösterin. Kış soğuğunda kalan sokak hayvanlarını besleyin, çorba dağıtanların arasına katılın. Sizin gibi rehberi sevgi olan kimseler bulun, sevgiyi topluma yaylım, sevgi etrafında toparlanalım ve çoğalalım.

Pozitif düşüncelerin kanser gibi ağır hastalıkların tedavisindeki katkısı bilim tarafından kanıtlanmıştır. Ve kanseri atlatmanın temelinde düşünce sistemimizi değiştirmek yatmaktadır. “Benim içimde hala umut var” diyen kanser hastaları, “hiçbir zaman iyileşemeyeceğim” diyen kanser hastalarına oranla daha hızlı iyileşir. Ve tedavisi büyük oranla daha başarılı sonuçlanır. Terör olayı da toplumun kanseridir. Kanserin vücuda yayılması misali, terör organları da toplumumuzda böyle bir etki oluşturmuştur. Ve istenilen şey kanserin bazı organları kullanılmaz hale getirdiği ve içten tükettiği gibi toplumun bazı kesimlerini etkisiz hale getirmek ve toplumu içten içe tüketmektir. Bu gidişatı fark edip buna izin vermemek önemlidir. Bu nedenle bu kanserle inatla savaşmak için tam olarak ihtiyacımız olan şey pozitif düşünme sistemidir.

İyileşeceğine gerçekten inanan kişi iyileşir. Bu toplumun da inanca ve umuda ihtiyacı vardır. “Moral” ya da “olumlu beklenti” bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek iyileşmeyi hızlandırır. Bu nedenle günlük rutinimizden uzaklaşmadan karamsar olmayıp, sevgi ve umut adına birbirimizi teşvik etmeliyiz.

Ayrıca üzgün, sinirli ya da endişeli, kaygılı olduğumuz anlarda bağışıklık sistemimizde zayıflayarak hastalanmamızı kolaylaştırır. Bunun için sağlığımıza da dikkat etmeliyiz. Bu işe düzenli egzersizlerle başlayabiliriz. Egzersiz yapmak kalbi güçlendirir. Kan dolaşımını iyileştirir, tansiyonu düşürür, sindirimi kolaylaştırır, uykuyu düzenler ve hastalıklara karşı direnci arttırır. Fiziksel yararlarının yanı sıra düzenli egzersizler yapmak ruh halini iyileştirir. Stres halinden uzaklaştırıp, zihinsel uyanıklığı arttırır. Sosyal hayat ve gündelik yaşamda olumlu etkiler oluşturur. Umut etmeyi kolaylaştırır.

Umut genellikle bir beklentiye olan güven veya bir beklentiye olan inanç olarak bilinir. Umut, belirli bir oranda sebat içerir yani tersi yönde belirli kanıtlar olsa dahi bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak anlamına gelir. Bu olumsuz olayların arka arkaya yaşandığı şu günlerde daha iyi günlere çıkacağımıza dair inancımızdır. Kişinin içindeki iyimserliği harekete geçirir, beklenti ve ümit oluşturur. Bu nedenle umut bizi iyileştirir.

Unutmayalım ki umut ve sevgi, öfke korku ve üzüntüye karşı en güçlü panzehirdir. Şu an ihtiyacımız olan ve bizi iyileştirecek olan ilaçlardır. Umutsuz anlarda bile umuda sıkıca bağlanırsak güzel günler gelecektedir. Yazıma çok anlamlı bulduğum ve sevdiğim bir sözle son vermek istiyorum. “Karanlığın en yoğun olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu andır.” Daha aydınlık yarınlara da ancak umutla kavuşabiliriz.