Terör Travması

Millet olarak ortak bir acı yaşıyoruz. Buna toplumsal ya da kolektif travma diyebiliriz. Terörün bu kadar uluorta yaşanması ve hepimizin güvenlik hissine  meydan okuması bizi ruhsal anlamda yıpratıyor. 

Cumartesi sabah aldığımız talihsiz haberle içimiz parçalandı, ciğerimiz yandı. Bu ahlaksız ve vicdansız insanların gerçekleştirdiği saldırının tüm sorumlularına karşı öfkeliyiz, kızgınız dahası o güzelim vatan evlatları ve aileleri adına çok üzgünüz.  Bugünlerde üst üste yaşanan bu terör olayları yüzünden bir olayın yasını tutamadan başka bir olay daha yaşıyoruz. Acısı dinmemiş, yarası kapanmamış olaylar tekrar tekrar yaşanıyor. Yeni oluşan da yara bir öncekini yeniden kanatıyor. Ve bu yaşananlar bir süre sonra insanların üzerinde ümitsizlik, genel bir kaygı, geleceğe dair korku ve güvende hissedememe etkisi bırakıyor.

Millet olarak ortak bir acı yaşıyoruz. Buna toplumsal ya da kolektif travma diyebiliriz. Terörün bu kadar uluorta yaşanması ve hepimizin güvenlik hissine  meydan okuması bizi ruhsal anlamda yıpratıyor. Bu nedenle yaşanan bu olaylar travma etkisi oluşturuyor. Bu travmalar bize hayatı kontrol edemeyişimizi ve güvenlik ihtiyacımızın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

Üst üste yaşanan bu travmalar bizi hem içe kapatıyor hem de çaresizlik duygusu vererek öfkelendiriyor. Öfkelenince de hemen bir düşman arama ihtiyacına giriyoruz. Öfkemizi o anda boşaltıp rahatlamak istiyoruz. Terör denilen organ tam olarak bunu yapmak istiyor. Bizi kolaylıkla bir başkasına saldırabilir ve kişiler arasında düşmanlığı arttırıp birbirine güvensiz bir toplum meydana getirmeye çalışıyor. Öfkelendiğimiz bu kişi kurum ve kuruluşlara saldırarak rahatladığımızı zannediyoruz ama yalnızca kaosa hizmet ediyoruz. Aslında bu ortamda kendimizle savaşmayıp ortak düşmana odaklanmamız gerekir. O düşmanlar nasıl bir ortamın oluşmasını hayal ediyorlarsa beklediklerinin tam tersini yapmamız gerekir. Şiddet eylemleriyle bu vatana bir katkımızın olmayacağını, tam olarak terörün istediği bir ortam oluşacağının farkına varılmalıdır.

Terörün yapmaya çalıştığı bizi yılgınlaştırmak, bize çaresizlik hissi vermek, geleceğimize el koyduğunu ve kendisinin yenilemez olduğunu bize göstermektir. Bizim direncimiz, bizim dirayetli duruşumuz, bizim geleceğe umutla bakıyor olmamız terörü geriletecek en önemli adımlardan bir tanesidir.

Umutla yola çıkacağız, dirençle yola çıkacağız. Bu topraklara ve bu toprakların geleceğine inanarak hareket edeceğiz. Kendimize inanarak ve kendimizi değiştirerek çaba göstereceğiz. Hepimiz bu ülkeyle ilgili ve bu yaşananlarla ilgili sorumluluk almak zorundayız. Ben bu toplumda Türkiye’nin daha iyiye gitmesi için, çocuklarıma daha güzel bir vatan bırakabilmek için kendi adıma ne yapabilirim? Bu acılar bir daha yaşanmasın diye neler yapabiliriz? Ben psikolog olarak ne yapabilirim? Siz kendi mesleğiniz ve kişisel özelliklerinizi göz önünde bulundurarak bu toplum için ne yapabilirsiniz? Ev hanımı ne yapabilir, işadamı ne yapabilir? Herkes kendisine bu soruyu sormalı. Suçlu bulup geriye çekilmek bizi en kolay rahatlatacak şeydir ama olgun olmayan bir tepkidir. İyileşmek istiyorsak bizim de çaba gösterip bir şeyler yapmamız gerekir. Herkesin kendi sorumluluğunu fark etmesi gerekir. Elimizden geleni, topluma pozitif anlamda bir katkı sağlayacaksa mutlaka yapmalıyız. Bununla beraber yaşanan olayları unutmadan, acının geçip gitmesine izin vermeliyiz. Eğer bir travmaya takılıp kalırsak ruhumuz hep oradan beslenerek yeni acılar üretir.

Bu süreçte çocuklarımızın bu durumu anlamadığını, yaşananları fark etmediğini zannedip onları es geçmemeliyiz. Onların sağlıklı gelişimleri adına bu sürece onların da şahit olduğunu dikkate almalıyız. Bu yaşanan durumlardan çocukların etkilenmemesi için çocuklarımızla yaşadığımız bu olayları konuşmalıyız. Daha küçük çocuklarımıza korkularını ya da düşüncelerini anlamak için resim yaptırabiliriz. Onların bu olayları nasıl anladığını, nasıl yorumladığını öğrenmeye çalışmalıyız. Bu sohbetler sırasında eğer sağlıksız herhangi bir düşünceye denk gelirsek ve kendine zararı olacak şekilde öğrenmeler yaşadığını anlarsak ebeveynleri olarak bu duruma müdahale etmemiz gerekir.

Medyadan ve o patlama anlarında çevrede bulunan insanlardan istenen ise bu travma anlarında zarar görmüş bireylerin hoşa gitmeyecek görüntülerini paylaşmamaları ve birlik, beraberlik, güç objelerini daha çok paylaşarak insanlara ümitsizliği değil umudu aşılamalarıdır.

Bizler bulunduğumuz yerden daha iyi bir toplumda ve daha iyi koşullarda  yaşamak istiyorsak elimizi taşın altına koyup kendi adımıza üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz gerekir.